Türk Talibanının yıktıkları

Afganistan’da Buddha heykellerini dinamitleyen Talibanizm ile Türkiye’de on bin kiliseyi yok eden Kemalizm arasındaki fark nedir? Biri iyiyse öbürünü de savunmak, kötüyse lanetlemek gerekmez mi?

İstanbul Ermeni Patrikhanesinin Ağustos 1914’te tamamlanan envanter çalışmasına göre bugünkü TC sınırları içinde o tarihte aktif olarak kullanılan 2.529 Ermeni kilisesi ve 451 Ermeni manastırı bulunmaktaydı.[1]

Vilayetlere göre döküm, o dönemin mülki birimlerine göre.

İstanbul ve Çanakkale        53 kilise         0 manastır

Trakya                                   14                   0

İzmit                                      51                   1

Bursa                                     54                   0

İzmir                                      26                   1

Konya                                    14                   1

Kastamuni                            17                   0

Trabzon                                 106                 3

Ankara                                   105                 11

Sivas                                      198                 21

Adana                                    44                   5

Halep (sadece Tr)                84                   16

Harput                                   242                 65

Diyarbekir                             148                 10

Erzurum                                406                 76

Bitlis                                       510                 161

Van                                        457                 80

TOPLAM                               2529               451

 

1914’teki Ermeni nüfusunu mutedil bir yaklaşımla 1.500.000 alırsak,[2] o tarihte Türkiye sınırları içinde 593 Ermeniye bir kilise düştüğünü görüyoruz. Makul bir orandır.

Kazalar bazında tam döküm Kevorkian ve Pabudjian’ın Les Armeniens de l’empire ottoman à la veille du génocide (Türkçe çevirisi: Birinci Dünya Savaşı’ndan Önce Osmanlı Ermenileri, Aras Y.) kitabının 57.-60. sayfalarında verilmiştir. Bkz. https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/bpt6k33238543/f66.item.texteImage Başka sayısız kaynaktan da aynı bilgilere ulaşılabilir. Kaza bazındaki toplamlara kaynak olan tekil kilise ve manastırların çoğu K&P’ın eserinde ilgili bölgede ismen anılmıştır. Hemen hepsi başka kaynaklardan (ör. Eprigyan’ın 1902 basımı Coğrafya Sözlüğü’nden, çeşitli köy ve kasabalara ilişkin Ermenice ve Batı dillerinde hatırat ve monografilerden, internette Türk definecilere ait sitelerden) kolayca teyit edilebilir.

Tereddüde açık olan tek konu “aktif” kavramının kapsamındadır. Bilindiği gibi özellikle Doğu illerindeki pek çok Ermeni kilise ve manastırı 1895 olaylarında yağmalanmış, bir bölümü az veya çok terk edilmiş yahut cemaatsiz ve papazsız kalmıştı. 1914’te zorlukla ayakta tutulan ya da büsbütün terk edilmiş olan bu ibadethanelerden bazılarının Patrikhane listesinde “aktif” olarak gösterilmiş olduğu anlaşılıyor. Sayısını kestiremiyoruz.

Öte yandan Türkiye’nin pek çok yerinde 19. yy sonlarından önce de işlevini yitirerek kaderine terk edilen binlerce Ermeni dini yapısı olduğunu biliyoruz. Bir bölümü 1914’te az çok sağlam olan bu yapılar listeye alınmamıştır. Örneğin 1829 göçünde Ermeni nüfusu boşalan Erzurum vilayetinin (Ağrı, Bayburt, Erzincan dahil) 19. yy sonunda henüz ayakta olduğu kaydedilen onlarca cemaatsiz köy kilisesinin hemen hiçbirini listede bulamıyoruz. Aynı şekilde 1878-82’de Ermeni nüfusunun büyük bölümünü kaybeden Hizan ve Müküs’ün yüzü aşkın köyünde, 1840’larda boşalan Başkale ve Norduz’da “aktif” görünen kilise sayısı çok düşüktür. Çeşitli bölgelerde somut bilgi sahibi olduğum otuz-kırk kadar köy ve kasaba örneğinden kaba bir genelleme yapacak olursam, bu tanıma uyan metruk kiliselerin sayısının 1914’te aktif olan kilise sayısına yakın olduğunu söyleyebilirim.

Gözden kaçırılmaması gereken bir başka nokta, 1914’te Rus yönetiminde olan Kars, Iğdır, Ardahan ve Artvin illerinin envanter kapsamı dışında olmasıdır. Bu illerde bulunan (aktif ve metruk) kilise sayısı tahminimce 400 kadardır.

Sonuç olarak 1914 itibariyle Türkiye sınırlarında bulunan yapıca sağlam Ermeni ibadethanesi sayısını her halükarda dört binden fazla, muhtemelen beş bin dolayında kabul edebiliriz.

Bugün bilindiği gibi İstanbul’da 36 ve Hatay’da bir Ermeni kilisesi aktiftir. Bunlar dışında çeşitli kent ve kasabalardaki altı kilisenin mülkiyeti henüz cemaate ait olup düzensiz olarak (genellikle yılda bir kez) ayin icra edilmektedir. Camie çevirilen veya başka işlev yüklenerek korunan Ermeni kiliselerinin sayısı birkaç elin parmaklarını geçmez.

Geriye kalanlar TC devletinin aktif girişimi veya pasif onayıyla tahrip edilmiştir.

*

Listede Katolik Ermenilere ait kiliseler gösterilmemiştir. Bunların sayısı küçük yüzlerde olmalıdır.[3]

20. yy başında aktif olan Rum Ortodoks kilise ve manastırlarının sayısı Ermenilerden biraz azdır. 2200 kilise olarak not almışım, fakat şu anda net bir listeye ulaşmak için çaba göstermedim. 1914’te Tr sınırlarındaki Rum Ortodoks nüfusu Ermeniden fazla olduğu halde kilise sayısının neden az olduğunu bilmiyorum.

20. yy başında sağlam fakat metruk olan Rum ibadethanelerinin sayısı hakkında bilgim yok. Ancak a) 1913 öncesinde Rumlara yönelik kayda değer bir pogrom gerçekleşmediği ve b) Rum kiliseleri genellikle Ermeni kiliselerinden daha çürük malzeme ile inşa edildiği için, bunların sayısının Ermenilerden daha düşük olduğunu belki varsayabiliriz. Diğer yandan Rumların her yerleşim birimine ve dağ başlarına yüzlerce küçük şapel yapma geleneği göz önüne alınırsa, makul bir toplam sayıya ulaşmanın güçlüğü anlaşılır.

Çeşitli mezheplere mensup Süryani kilise ve manastırlarının sayısı hakkında elimde bilgi yok. Mardin, Şırnak, Hakkari ve komşu illerde 210 kadar Süryani Kadim, Keldani ve Nasturi yerleşimi sayabiliyorum. Şehir ve kasabadakilerle birlikte sanırım bundan 500 dolayında aktif kilise ve manastır sonucunu çıkarmak çok yanlış olmaz. Bu toplamdan yanılmıyorsam kırk veya elli kadarı halen aktif olarak ibadete açıktır.  Gerisi yıkılmış veya metruktur.

*

1914’te sağlam veya yarı-sağlam durumda olan toplam 7500 ila 10.000 Hıristiyan ibadethanesinden 130 kadarı halen Hıristiyan ibadethanesidir. (1914’ten sonra yeni kilise veya manastır inşa edilmemiştir.) Birkaç yüz kadarı cami, müze, ‘kültür merkezi’, sinema, cephanelik, kereste deposu vb. olarak korunmuştur.

Diğerlerinin en gösterişli olanları, çoğu zaman mülki idare (valilik, kaymakamlık) veya askeri birlik emriyle, fakat şüphesiz merkezi hükümetin onayıyla tahrip edilmiştir. Ünlü bir örnek 1930’ların sonu veya 1940’ların başında dinamitle yıkılan Erzurum merkezindeki büyük Meryemana Ermeni kilisesidir. (Yıkıma tanık olan dedem askerlerin günlerce kazma kürekle çalıştığını, bu yöntemle sonuç alınamayınca dinamit kullanıldığını, fakat fazla dinamit konulduğu için bütün mahallenin yerle bir olduğunu, birçok sivilin öldüğünü anlatırdı.) Gevaş’ın Yemişlik köyünde Ortaçağ Ermeni mimarisinin şaheserlerinden olan Narek Manastırının 1951’de askeri birliklerce yıkılıp taşlarının başka yere nakledildiğini o tarihte Van’da gazeteci olan Yaşar Kemal’in ifadesinden biliyoruz. Tr’deki en görkemli kiliselerden olduğu anlatılan Arapgir ana kilisesi 18 Eylül 1957’de dinamit kullanarak patlatılmıştır. Şavşat’ın Cevizli köyünde Ortaçağdan kalma anıtsal Tbeti Gürcü kilisesinin 1962-63’te kaymakamlık kararıyla tahrip edilişini olaya tanık olan köylülerden 1987’de Alman televizyonu için yaptığımız bir mülakatta ayrıntılarıyla dinlemiştik. Muş’un Çengilli köyünde 5. yy’a tarihlenen büyük Surp Garabed Manastırı yanılmıyorsam yine 1960’larda askerler tarafından yerle bir edilmiş, taşları buraya yerleştirilen birkaç Kürt aile tarafından ev yapımında kullanılmıştır. Buna benzer onlarca vaka anlatılabilir.

Resmi karara dayalı yıkımların en çok 1935 ile 1965 yılları arasında gerçekleştiği, özellikle Demokrat Parti döneminde sistemli hale geldiği, Turgut Özal döneminde (1983’ten sonra) gündemden düştüğü anlaşılıyor. Buna karşılık Kocaeli’nin Armaş (Akmeşe) köyünde Batı Türkiye’nin en önemli Ermeni dini kurumu olan manastır ve okul binalarının 1999’da bakanlık kararıyla yıktırıldığı hatırlardadır.

Resmen yıktırılanlardan çok daha fazlası kaderine terk edilmiştir. Büyük bir bölümü özel kişilerce zaptedilerek ahır ve samanlık olarak kullanılmış; sahipsiz kalanlar genellikle çöplük yapılmıştır. Defineciler tarafından delik deşik edilmeleri resmi makamlarca açık veya kapalı olarak teşvik edilmiştir. Pek çoğu maili inhidam olduğu gerekçesiyle veya yol, otopark, okul vb. yaptırma bahanesiyle yıktırılmıştır.

Günümüzdeon bin kilisenin yaklaşık yüzde sekseninden geriye, burnu iyi koku alan eski eser meraklılarından başka kimsenin fark edebileceği bir iz kalmamıştır. Kalanların çoğu, keşke yıkılıp gitse de bu utanç bitse dedirtecek durumdadır. Bakanlık marifetiyle birtakım müteahhitlere ‘restore’ ettirilenlerin hali de bundan daha iyi değildir.

Sonsöz

Bu yazıda Yunanistan, Ermenistan ve sair yerlerdeki İslam anıtlarının başına gelenlere değinilmedi. Yeyüzündeki diğer birçok vahşet ve cinayete de değinme fırsatı bulamadık.

Cemaati yok olan ibadethanelere ne yapılmalı konusu ilgi alanımızın dışında kaldı. Müze mi olsa, kafe mi yapılsa, cepheleri korunup arkasına apartman veya avm mi dikilse, bir görüş beyan edilmedi. Kilise yıkımlarının bugünün gündeminde taşıdığı önem tartışılmadı. Dikkat ederseniz kilise yıkmanın kötü bir şey olduğu, hatta kilise yapmanın iyi bir şey olduğu da savunulmadı. Başka zaman belki onları da konuşuruz. Burada mevzu o değil.

Mevzu şu. Afganistan’da Buddha heykellerini dinamitleyen Talibanizm ile Türkiye’de on bin kiliseyi yok eden Kemalizm arasında fark var mıdır? Varsa nedir? Kemalizm iyiyse Talibanı da savunmak gerekmez mi? Taliban kötüyse TC’yi de lanetlemek mantığın gereği değil mi?

Kolay bir soru bence. Sınavda gelse on puan garanti.



[1] Suriye’de olduğu halde yanlışlıkla Tr’ye dahil edilen Kesap ve Şuğur kazalarındaki 9 kilise toplamdan düşüldü.

[2] Bu sayı Türk propaganda literatüründe genellikle 1.100.000, Ermeni propaganda literatürünün müfrit kanatlarında 2.500.000 olarak gösterilir. Her iki iddia, kolayca teşhis edilebilen çarpıtmalarla maluldür.

[3] Protestanlarda mimari özelliği olan kilise yapısı o dönemde çok enderdir; toplu ibadetler genellikle uygun bir toplantı salonunda yapılırdı.

Loading more posts…