Kapitalist, kapitalizm - II

Sovyet sisteminin çöküşü kapitalizmin iyiliğine kanıt mıdır? Aristoteles halâ güncel mi?

Dünkü yazının devamı.

1840’ları izleyen yüz küsur yılda kapitalizm iki ayrı anlam grubu arasında gider gelir.

a-     Kapitalizm: Sermaye sahiplerinin güçlü veya egemen olduğu düzen.

b-     Kapitalizm: Sosyalist olmayan ülkelerin düzeni.

Dikkat ederseniz ikisi mantıken birbirinden bağımsız kavramlardır. Ancak birinden diğerine geçiş kesintisiz ve çoğu zaman bilinçsizdir.

Önce kısaca sosyalizm kavramını ele alalım. Ki bu kavrama dayalı kontrastı daha iyi değerlendirebilelim.

Sosyalizm, insanlık tarihi kadar eski bir ahlaki idealin modern bir versiyonudur. 1830-40’larda doğar. Sermayenin bencil ve acımasız mantığına – “hep kâr, hep kâr” – karşı kamunun ortak iyiliği/çıkarı fikrini öne sürer. Fakir ve emekçi zümrelerin dayanışma yoluyla güçlenmesini savunur. Bu hedefe varmak için belli bir tür siyasi örgütlenmenin gerektiği fikri 1870’lerde ağır basar. Özel sermayenin sadece siyasi gücünün kırılmasını değil topyekün tasfiyesini savunan eğilimler belirir. 1917 ihtilalinden sonra Rusya’da özel serveti ve sermaye birikimini toptan yasaklayan, tüm ekonomik kaynakların devlet elinde toplanmasını öngören bir ütopya yürürlüğe konur.

‘Kamunun ortak iyiliği/çıkarı’ fikri şaşırtıcı fakat mantıklı bir evrimle ‘kamuyu temsilen devletin iyiliği/çıkarı’  fikrine dönüşmüştür. Bunun antitezi olan ‘kapitalizm’ de paralel bir evrim geçirir. “Birtakım zengin ve bencil insanlar” veya “bunların güçlü olduğu bir siyasi düzen” olmaktan çıkar, “sosyalist ütopyayı reddeden her devlet ve her siyasi düşünce” anlamına doğru yol alır.

1945’ten sonra dönüşüm tamamlanır. ABD propagandası usta bir hamleyle masayı ters çevirip ‘kapitalizm’ deyimini kendine mal eder. Sovyetler Birliği’ne karşı olup Amerikan hegemonyasından yana olanlar ‘kapitalist’tir. Kapitalizm iyidir çünkü güçlüdür. Milleti devletin deli gömleğine sığdırmaya çalışmaz, canlarının istediği gibi para kazanmalarına izin verir. Demek ki Amerikan dünya hakimiyeti iyi bir şeydir. QED.

*

Komünist ütopyanın çıkmaz yol olduğu en başından bellidir. Kapitalizme ve/veya Amerikan egemenliğine itiraz ettiği için o dönemde komünizmi savunma ihtiyacı duyanların pek çoğunun da bunun bilincinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü:

a-     Bireylerin kendi adına servet ve güç elde etme güdüsü yok edilemez. Baskılamak istersen sonsuza dek büyüyen ve büyüdükçe verimsizliği artan bir polis rejimi kurman gerekir.

b-     Devlet memurlarının ekonomik kaynakları akılcı ve cesur bir şekilde yönetme ihtimali yoktur. Bir toplumsal heyecan anında belki kamu güçleri kısa bir süre seferber edilebilir, ama uzun vadede o heyecan sürdürülemez. Bürokrasi boğar.

Nitekim Sovyet deneyi bir insan ömrü içinde tıkanıp çökecektir. Dışarıdan bir müdahale ile değil, kendi doğal akışı içinde tükenecektir. İnsanlık tarihinin tek atımlık egzantrik deneylerinden biridir; insanlığa birçok şey öğretmiş, kalıcı bazı eserler de bırakmıştır. Fakat sürdürülebilirliği yoktur. Bizzat kendi yönetici kadroları ilk kırk yıllık heyecan (ve korku) evresinin ardından bunu idrak etmiş ve kurdukları düzeni yavaş ölüme terk etmişlerdir. Günümüzde ciddi sayılabilecek herhangi bir düzlemde bu modeli savunan kimse kalmamıştır. Belki Kuzey Kore vardır, başka yoktur. Bir dönem Sovyet hayalinin peşinden koşan Çin, bireylerin servet ve güç elde etme güdüsünü ulusal kalkınmasının motoru olarak kullanabileceğini fark etmiştir. Küba düşman bir süpergüç tarafından yutulmadan ekonomisini açmaya çalışmanın sancılarını çekmektedir. Çeşitli düzeylerde ‘sosyalist’ söylemi kullanan rejimlerin amacı özel girişimi ortadan kaldırmak değil, uluslararası odakların koruması altında habis ura dönüşen belli girişim gruplarının gücünü kırmaktır.

Yani bu devirde anti-komünistlik yahut anti-sosyalistlik yapmak korkuluk taşlamaktır. Korkuluk taşlamak zararsız bir hobi gibi görünebilir. Fakat dikkatleri asıl problemden uzaklaştırmanın olası zararı küçümsenmemelidir.

*

Büyük cambazlık, komünist ütopyanın alternatifinin ‘kapitalizm’ olarak tanımlanmasıdır. El çabukluğudur. Kavramların bulanıklığından istifade eden bir göz boyamacılıktır. Komünizm yaramaz diyelim, peki. Bundan, servet biriktirmenin yüksek bir ahlaki değer olduğu ya da her türlü ortak fayda kaygısından bağımsız olarak yürütülmesinin iyi bir şey olduğu sonucu çıkmaz. Herhangi bir kamusal sorumluluk taşımadan zenginlik peşinde koşmanın savunulabilir bir şey olduğu sonucu çıkmaz.

Bilinen her toplum düzeninde servet sahipleri kamu yönetiminde sıradan insanlardan daha fazla güç ve söz sahibidir. Eşyanın tabiatı budur. Ancak bundan, sözkonusu gücün iyi bir şey olduğu ya da sonsuza dek artırılabileceği ya da o gücü kısıtlamanın yanlış ve zararlı bir şey olduğu sonucu çıkmaz.

X devleti komünist ütopyaya nazaran daha rasyonel veya iyi bir yönetim yapısına sahip olabilir. Ama bundan, o devletin dünya üzerinde askeri ve ekonomik hegemonyasının iyi bir şey olduğu sonucu çıkmaz.

‘Komünist ütopyanın alternatifi kapitalizmdir’ dediğiniz anda, eğer komünizm yanlışsa, a) servet biriktirmenin ahlaken doğru bir yaşam perspektifi olduğuna, servet biriktirme uğraşının toplumun başat güdüsü olduğuna veya olabileceğine, b) servet sahiplerinin çıkarının öncelikli olduğuna, kamu yönetiminin öncelikle servet sahiplerinin tercih ve çıkarlarını göz önüne alması gerektiğine, c) kapitalizmi temsil eden devletlerin tercih ve çıkarlarının savunulması gerektiğine hükmetmiş olursunuz. Hazır bir değer yargıları paketi, siz farkına varmadan, promosyon olarak kapınıza bırakılır.

Oysa sosyalist ütopyanın mantıki seçeneği kapitalizm değildir. ‘Tüm diğerleri’dir. Tarihte parayı tanıyan hemen her toplum, bireysel servet birikimine ve servet sahiplerinin yönetimde nispi ağırlık taşımasına izin vermiştir. Eski Yunan şehir devleti de izin vermiştir, Anadolu beylikleri de. Halife devleti de sosyalizmin alternatifidir, Zanzibar sultanlığı da. New England’ın Püriten kolonileri de, İslam cumhuriyeti de.

Tarih boyunca siyasi düşünenin ana konuları çok az değişmiştir. Bireyin ve grupların anarşik güdüleriyle ortak yaşamın gerekleri nasıl bağdaştırılır? Siyasi otorite – ortak kararları alma yetkisi – kim(ler)in elinde olmalıdır? Karar verenler az mı olsa daha iyidir çok mu olsa? Otoritenin kontrolden çıkıp zorbalığa dönüşmesine karşı hangi önlemler alınabilir? ‘Madem komünizm kötü o halde kapitalizm’ cambazlığı, Aristoteles’ten beri siyasi teorinin can damarı olan bu soruların konuşulmasını önlemekten başka bir amaca hizmet etmez.

Kapitalizm, Avrupa tarihinin belli bir konjontüründe ortaya çıkmış ve belli ülkelerde bir süre egemen olmuş bir siyasi durumun adıdır. ‘Akla ziyan bir ütopyaya karşıysak demek ki kapitalizme taraftarız’ demek, bırakalım servet avcıları diledikleri gibi at koştursunlar, ortak kararları onlar şekillendirsinler demektir. Bunun sahtekarlık olduğunu görememek ne tuhaf!

(Devamı var)